BİLİNÇALTI
Bilinçaltı, insanın bütün deneyimlerini içinde barındıran canlı bir arşiv niteliği taşır. Bu deneyimlere önceki hayatlar da dahildir. En küçük detaylar, belli tarih kompartımanlarında bilinçaltında saklı tutulur. Hipnoz deneyleri, bilinçaltının gücünü anlamak konusunda bize geniş olanaklar sunar.
Örneğin hiç dikkat etmeden tırmandığınız merdivenlerdeki basamakların sayısını hipnoz sırasında rahatlıkla hatırlarsınız. Kişi bu durumdayken, çok kısa bir süre baktığı bir sayfalık metni daha sonra sorulduğunda satır satır aktarabilir.
Bilincin dingin düzeyinde beyin, alfa dalgası yayınlar. Araştırmalar bu sırada öğrenmenin süratlendiğini göstermektedir.
Bu düzeyde bilinçaltına gönderilen komutlar, aynen söylendiği gibi (komut verildiği daha sonra unutulsa bile) uygulanmaktadır. Örneğin belli bir saatte kalkma komutunu verdiğinizde, komutu alan kişi o saatte otomatik olarak kalkmaktadır.
Bilinçaltımın gücünü deneyerek test etmeye niyetlendiğim dönemlerde, gözlüğümü bulamadığım o günü hatırlıyorum. Akşam yatarken kanapenin altına koymuştum yan uykulu, sabah kalktım, aradım - araştırdım yok. O sıralar evime bir yardımcı kadın geliyordu. Kadın da alabildiğine karamsar biriydi. Başladı söylenmeye: "Ya gözlüğünüzü bulamazsanız, keşke düzgün bir şekilde koysaydınız, şimdi ne olacak?" Sanki benim Ego Bilincim ayaklanmış karşımda duruyor. "Sen susar mısın lütfen!" dedim ve çok emin bir ses tonuyla, "ben şimdi traş olmaya gidiyorum, döndüğümde onu bulacağım" diye ilâve ettim. Bir yandan böyle söylerken, bir yandan da "acaba çok mu iddialı konuştum?" diye düşünüyordum.
Traş olmaya başladım. Kafamın içinden bir ses "gözlüğün kanapenin altında" dedi.
"Ama" dedim "ben oraya bakmıştım!" Ses devam etti: "Evet ama, kanapeyi çekerken sürükleyerek çektin. Şimdi kaldırarak çekersen gözlüğü görürsün."
Hemen içeri koştum. Bilinçaltı sesimin dediği gibi kanapeyi çektim, gerçekten de gözlüğüm orada duruyordu!
Buna benzer çok olay yaşadım. Her seferinde çok etkileyici sonuçlar aldım.
Hatta aynı etkileyici konuşmayı yaparak başkalarında da arzu edilen sonucu oluşturmak mümkün.
Bir seferinde, seminerin ilk günü bir hanım: "Şimdi bu teknik benim sabahlan erken ve dinlenmiş bir şekilde kalkmamı sağlayacak mı?" diye sordu.
"Gerçekten istiyor musun?" dedim. Şaşırarak kekeledi "tabii!" dedi. Yineledim: "İstiyor musun?" İsteğini yineledi: "Evet" ve aslında böyle iki kere soruyu tekrar ederek, bilinçaltına kendisi bizzat emri vermiş oluyordu.
Ertesi sabah heyecanla dersi yaptığımız yeri arayıp: "Hocam bana ne yaptı?" diye sormuş. Çünkü uzun süredir ilk kez sabah erkenden zinde ve neşeli bir şekilde uyanmış.
Tabii daha sonra derslere devam ettikçe, benim ona bir şey yapmadığımı, isteğini dile getirerek bizzat kendi kendisini erken
kalkmaya kurgulamış olduğunu anladı.
Seminerlere başlayanlara ilk sorduğum soru şu olur: "Gerçekten hayatınız değiştirmek istiyor musunuz? Gerçekten artık mutlu olmak ve coşku dolu bir hayatı yaşamak istiyor musunuz?"
"EVET!" diye yanıt alırım tabii ki, onlar da böylelikle yeni bir hayat için gerekli olan koşulların oluşturulması için ilk hareketi başlatmış olurlar.
Bilinçaltı, bizim emirlerimize göre hareket eden dev bir güç merkezidir.
Doğru ya da yanlış ayırdetmeden, ne dersek ve ne düşünürsek yerine getirir. Çünkü o da bizim diğer bilinç katmanlarımızla ve Evrensel Zekâ ile iletişim halindedir.
Bilinç katmanlarımızla uyumlandığımızda bilinçaltımızdan da büyük oranda yararlanmamız mümkün olabilir.
Bilinçaltı bize rüyalar ve sezgiler aracılığı ile ulaşır.
O yüzden, rüyalarla ilgili dikkatimizi uyanık tutmak, bilgeliğimiz için büyük önem taşımaktadır.
Eski çağlarda çok iyi rüya yorumlayan kişilerin önemli devlet görevlerine getirilmeleri bir rastlantı değildi.
Çünkü iyi rüya yorumlayan kişi, ortak bilinç alanında akıp giden bilgileri izleyebilme yeteneği olan kişilerden aslında bir tür istihbarat almış oluyordu.
Bilinç katmanları arasında uyumlama yaptıkça (sonraki bölümlerde bu konuda daha geniş önerilerimiz olacak) daha açık ve net rüyalar görürüz ve gördüğümüz rüyaların gerçekleşme oranı daha çok artar.
Bilinçaltı, eğer onu doğru biçimde yönlendirirsek; istediğimiz bilgilerin bize ulaşmasını sağlar.
Bu nedenle öğrenmek istediğimiz herhangi birşey için ona başvurabilir. "Şu, şu bilgilerin bana ulaşmasını istiyorum" diye emir verebiliriz.
Nasıl bir kütüphaneye gidip, memura istek fişi veriyorsanız ve o da istediğiniz yazıyı size getiriyorsa, bilinçaltı da bu emri aynen yerine getirebilir.
Hatta siz bilinçli olarak talep etmeseniz bile, içsel olarak ihtiyacınız olan bilgi, tam zamanında önünüze çıkıverir. Ancak onu uzanıp almak da bir beceri ve bilgi ister. Psikolojide "seren-dipty" denilen bu yetenek: "Beklenmedik bir zamanda karşımıza çıkıveren ve bir ihtiyacımızı karşılayan sürprizleri uzanıp alma yeteneği" olarak tanımlanır.
Bilinçaltı, düşüncelerimizi görsel bir biçime sokar. Düşünce ve sözlerinize yüklediğiniz anlamlan görsel malzemelere dönüştürür.
Bu görsel malzemenin ne olduğunu tam olarak görebildiğinizde yaratmanın sırrını da çözmüş olursunuz.
Bir otomobil alışverişi sırasında galericiden alacağı kalmıştı. Adam onu hep atlatıyor ve "bu ara pek müsait değilim diyordu." Öğretmen artık paradan umudu kesmişti. "Adamlar bildiğin gibi değil" diyordu: "Mafya onlar!"
Bunu öyle bir tonlamada söylüyordu ki, bilinçaltının nasıl bir resim oluşturduğunu görebiliyordum; onun bilinçaltı ekranında alacaklısı bir devdi. O ise, onun karşısında bir çöp adamdan farksızdı. Önce bu görüntüyü değiştirdik. Sonra parayı ödemeşinin o kişinin de yaşamını olumlu anlamda değiştireceğini, çünkü o zaman bereket akışının özellikle borcunu ödemeyen adam için düzene gireceğini anlattım. Bir sonraki görüşmemizde, artık bir çok kişinin yüzünde göre göre kanıksadığım şaşkın, ama sevinçli yüz ifadesiyle karşılaştım.
Adam birdenbire ona telefon edip, borcunun yansım çek olarak, yansını da nakden ödemek istediğini söylemiş.
Altı sene önce bir konuda aldığım kesin bir karanmı bilinçaltıma ilettim. Bir daha kesinlikle grip olup, ateşli bir biçimde yataklara düşmeyecektim. Daha önceleri klasik grip sohbetleri sırasında (herkesin kendi hastalığım ballandıra ballandıra anlattığı) konuşmalara: "Ben, her kış sadece bir hafta yatanm, bir daha da hasta olmam" gibi bir katkıda bulunuyordum. Gerçekten birkaç yıldan beri hastalığım bu seyri izliyordu. Bir gün gribimin seyrini bile kendi kendime tayin ettiğimi farkettiğim o biliş haliyle ve yeni karanmı bildirdim bilinçaltıma. Evet, o günden beri de kışlan hastalanıp, yatmadım!
Öz bilinç
İnsanın, saf, bütün mükemmel ve gerçek halidir.
Öz Bilinç; tüm sevginin, gücün, bilginin ve güzelliğin enerjisini saklar içinde, O değişmez ve bozulmaz. Hiçbir zaman tamlığından ve bütünlüğünden bir şey kaybetmez.
Siz kendinizi zayıf, güçsüz ve çaresiz sandığınızda, o bütün çözümleri biliyordur.
Siz kendinizin kirlenmiş, günahkâr ve yoldan çıkmış olduğunuza inandığınızda, o tertemiz olduğunuzu bilir.
Siz, artık bir adım bile atamayacağımzı sandığınızda, o yolu yarılamıştır bile.
Kafanız karmakanşık olduğunda, onun bulunduğu yerde müthiş bir düzen vardır.
Kimsesiz olduğunuzu düşündüğünüzde, o sizin kimsenizdir.
Öz Bilinç, bir yandan bütün insanlık bilinciyle temastayken, diğer yandan Evrensel Bilinç ile de iletişim halindedir.
"Ne zaman? Neyi? Nasıl?" yapmanız gerektiğini en iyi bilen odur.
O, sizi her zaman doğru yere çeker.
Öz Bilinç ilhamlar ve rüyalarla bilince ulaşır.
Tabii ki bunun için bilinç katmanlarımızla tamamen uyumlanmanız gerekir.
Öz, içimizdeki mükemmel model gibidir. Bir heykeltraşın kafasındaki figürü kaya parçasının içinden çıkarması gibi, Öz'ümüzün bitmiş formu, her hayat deneyimimizde biraz daha belirginleşerek ortaya çıkar.
Bir sanatçının yaratıcılığında, bir ermişin dünyayı aşmışlığında, insan Öz'ünün ışığı parlar. Bir çocuğun doğallığında, bir kadının güzelliğinde Öz'ün yansımasını yakalayabiliriz. Bir yaşam ustasının olaylara yaklaşımında gösterdiği bilgelikte ya da bir bilim adamının araştırma heyecanında bu gücün açılımını görürüz.
Bu insanlara duyduğumuz hayranlık, aslında aynı niteliklerin biz de olduğuna dair bir ipucudur. Hayranlık duyduğunuz şey, o kişilerin eylemlerinde bizzat kendinizsiniz aslında.
Hatta hayvanlar dünyası bile, bize kendimiz hakkında ipuçları verir. Her hayvanın doğal olarak sahip olduğu nitelikler bize Öz'ümüzü hatırlatırlatan ipuçlarıdır.
İnsan soyunun yüzakı olan kişilerin hayatlarını modellemek, bu bakımdan büyük önem taşır. O insanların hangi şartlarda nasıl davrandıkları, neler düşünüp, neler hissettikleri bize olağanüstü veriler sunar.
Öz, hiçbir zaman zorlayıcı değildir. Mesajlarım yumuşak, açık, sakin ve zorlamasız iletir.
Öz Bilinç zaman ve mekânla sınırlı değildir. (Hatta hiçbir şeyle sınırlı değildir.)
O her zaman bizimledir. Daha doğrusu biz O'yuz.
İster ruhsal tedavide olsun, isterse de eğitimde, insan ilişkilerinde, hatta ekonomik faaliyetlerde. Öz Bilinç gerçeğine uygun yaklaşımların çabuk ve kalıcı etkiler yaratması doğaldır.
İnsanın öz olarak iyi, yapıcı, güçlü, bilgili ve sevecen olduğu gerçeğine uygun davrandığınızda, o insanın bu davranışa paralel tepkiler vermesi kaçınılmazdır.
2001 yılı Ağustos ayıydı. Ege'de Bafa Gölü kıyısındaki bir motelde seminer vermek üzere yola çıkmıştım. Bu gidiş, tam da benim tüm maddi bağlarımdan, başlangıçta mecburen, sonra ise gönüllü olarak sıyrıldığım bir zamana denk düşmüştü. Elimdeki küçük çantanın dışında birşeyim yoktu. Buna karşın içimde müthiş bir güven duygusuyla yola çıktım. Ertesi gece, katılımcılarla birlikte Bafa Gölü kıyısındaki o küçük iskelede meditas-yon yapıyorduk. Göl, arkasındaki o esrarengiz dağ, arkada orman ve sessizlik o kadar etkileyiciydi ki! Bir ara kendimi sanki sonsuz bir boşlukta yuvarlanıyonnuş gibi hissettim. Sanki boşlukta dans eder gibi döne döne ilerliyor, bir yandan da genişliyordum. Birdenbire müthiş bir huzur kapladı içimi. Önceki hiçbir meditasyonumda olmadığı kadar farklı bir boyutta olduğumu hissediyordum. Gözüm kapalıydı, ama ben gölü, arkasındaki dağı ve etrafımdaki insanları hissediyordum. O noktada üzerimde baskı ve ağırlık olabilecek hiçbir şeyin olmadığını farkettim. Varlığım, bütün ihtiyaç ve beklentilerden uzaktı. O an, tümüyle dolu hissettim kendimi. Bir damla daha başka bir şey eklense bana, o bile benim için fazla olabilirdi. Sanki belli belirsiz bir müzik vardı. Bir yerlerlerde çalınıyordu bu müzik. Bildiğimiz hiçbir müziğe benzemiyordu. Daha çok sessizlik gibi bir şeydi bu. Bilmediğim dilde birileri sanki bir ayine katılmışlardı.
İstanbul'a döndüğümde, hemen stüdyoya girip, bu sessizliği sese dönüştürdüm. Hiç prova yapmadan, nota yazmadan ve bir kerede kayıt yaptık. O parçaya ben "LABRANDA" ismini verdim. Bu isim, o bölgenin eski çağdaki adıydı.
Yaşadığım bu deneyi olağanüstü bir şey gibi sunmak değil niyetim. Bir çok kişi benzer deneyler yaşamıştır biliyorum. Bir çoğunu dinledim. Özellikle çocukluk çağlarında insanlar böylesi deneyleri çokça yaşıyorlar.
Ben, insanın Öz Bilinci'yle temas etmesinin, işbirliği yapmasının çok doğal bir yetenek olduğunu savunuyorum. Unutulmuş bir yetenek. Belki de bu yüzden bu tarz deneyimlere "olağanüstü" damgasını vuruyoruz.
Kendi içsel bütünlüğüne başvurarak, sık sık içinden çıkamadığınızı sandığınız bir problemi çözebilirsiniz. Kendinize inanın ve güvenin. Soruyu sorun ve yanıtı bekleyin. Bunu olabildiğince sık yapın.
Unutmayın, her sıkıştığınızda birilerinden akıl alma alışkanlığı bu yeteneğimizin körelmesine yol açar.

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Adınız:
Mesajınız:
 
Popüler Sayfalar:
© 2015 Bilgiler
Coğrafya