HAKKINDA YAZILANLAR

Demirel yüzünden kaybettim Yener SÜSOY

Hürriyet 07.10.2002

52 yıllık siyasetçi İsmet Sezgin, 1993 kongresinde Tansu Çiller'e karşı mağlup çıkmasının sorumlusu olarak Süleyman Demirel'i gösterdi.

Türk siyasi yaşamının 52 yıllık ünlü ve sempatik ustası İsmet Sezgin, namı diğer ‘‘İsmet Ağabey’’ bugüne kadar hiç böyle görülmedi, hiç böyle konuşmadı. Nice ihtilaller, muhtıralar, nice kıskançlıklar, nice vefasızlıklar, nice hançerlemelere tanık olduğu siyasi yaşamına nokta koydu. Ve İsmet Ağabey geçmişte içinde yaşadığı olayları örten sır perdesini ilk kez bizim için fırlatıp attı. Vay vay, meğer kapalı kapılar ardında neler olmuş, neler yaşanmış. Bu arada kendi özel yaşamını da ilk kez öğrendik, çapkınlıktan silah koleksiyonuna kadar.

Tunalı Hilmi üzerindeki yıllanmış dört katlı bir evin en üst katındaki kiralık dairesinde duyduklarınıza inanamayacaksınız. Biricik kızı, sevgili meslektaşım Seynan bile şaşırdı, gerisini siz düşünün. Siyasette dört mevsimi de yaşayan, tevekkül anıtı, herkesin

yardımına koşan, hayır demesini beceremeyen gerçek bir ağabeydir. Aydın Belediye Reisi'yken 27 Mayıs'ı, Gençlik ve Spor Bakanı'yken 12 Mart'ı, Maliye Bakanı'yken 12 Eylül'ü yaşamış, siyasi geçmişimizin kilometre taşı bu ağabeye konuk olmaya var mısınız? Ne ben, ne de siz hiç sesimizi çıkarmayalım, sözünü de kesmeyelim. Siz bu arada masasının üstüne hazırlattığı Aydın inciri ve taze cevizlerden tatmayı unutmayın, bunlar sayın bakana özeldir.

Derviş olmasaydı CHP barajı yine aşamazdı

- Bir ağız dalaşı sonucunda yapılması kararlaştırılan zamansız erken seçim, AKP dışında hiçbir partiye fayda sağlamayacak. Şimdi onların durumu da zor, çünkü liderleri anayasa gereği kesinlikle seçime katılamayacak. Bir tarafta Irak, öte tarafta Kıbrıs, AB meseleleri var; ayrıca ekonomimiz diken üstünde. Türkiye'deki ekonomik dengeler bir daha bozulacak olursa ayakta kalamayız. Çünkü bundan sonra bir 11 Eylül daha olmaz. O meşum olaydan sonra Türkiye'nin gücünün, itibarının arttığı bir gerçek, ülkemizin rolü değişti, değeri anlaşıldı. Bu arada Kemal Derviş'in de çok yararlı hizmetleri oldu ama, bulunmaz Bursa kumaşı da değil. Milli iradeyi temsil etmeyen bir seçim sistemiyle yapılacak bu erken seçimden kaos çıkmaması için dua ediyorum. Seçimin ertesi günü meşruiyet kavgaları başlayacak, tıpkı 1957 seçimlerinde yüzde 48 oy alan DP'nin başına geldiği gibi. Bugünkü hale göre benim tahminim AKP birinci parti olur, iktidara öfkeli vatandaşın oylarını alacak gibi. İkinci parti Derviş'li CHP olur, seçime kadar Baykal hata yapmaz inşallah. Derviş olmasaydı bence CHP yine barajı aşamazdı. DYP üçüncü sırada yer alır, MHP'nin ise barajı geçmesi şüpheli.

Cindoruk ve Cevheri aleyhime çalıştılar

- DYP'nin 1993 kongresiyle ilgili olarak bugüne kadar birçok arkadaşım konuştu, ben 10 sene sonra konuşacağım deyip sustum. Hepsini ilk kez sana anlatacağım, benim aziz dostum sevgili Yener. Sayın Demirel Cumhurbaşkanı seçilince DYP'nin başına daha önce de genel başkanlığımızı yapan Hüsamettin Cindoruk'un gelmesi gerektiğini düşündüm. Bu arada birçok arkadaşım benim de aday olmamda çok ısrar ettiler. Bunun üzerine Cindoruk'a ‘‘Sen aday olursan ben çekilirim’’ dedim. Fakat Süleyman bey ‘‘Ben cumhurbaşkanıyım, sen de meclis başkanısın, bu denge bozulmasın, yoksa işler yürümez’’ diyerek Cindoruk'un adaylığına karşı çıktı. Bunun üzerine benim adaylığım gündeme geldi, ama önce Süleyman Bey'e danışmalıydım. Senelerce yardımcılığını yaptığım, Türkiye'nin en güç zamanlarında bana önemli görevler veren, bana inanan, güvenen insanın muvafakatini almak benim için bir siyasi zarafetti. Onun en azından hayır duasını almak istemiştim. Buluşmamız gecikince Tansu Hanım ve Köksal Toptan adaylıklarını koydu. Süleyman Bey'in benimle görüşmesini geciktirmesinde bir kasıt olduğunu düşünmüyorum, belki adaylığımı yakın çevresine kabul ettirmek istedi. Nihayet bir perşembe günü Süleyman Bey'le görüşüp durumu anlattım, hayırlar dileyip destekleyeceğini ifade etti. Demirel benim genel başkan olmamı istiyordu, ama 15 gün geç kalması işi bozdu. Bu gecikme olmasaydı Tansu Hanım kesinlikle aday olmazdı. Meclis başkanımız Cindoruk, teşkilattaki dostları, yanındaki milletvekilleri arkadaşlarımızla birlikte çok açık olarak Çiller'i destekledi. Bu yüzden ben ‘‘Demirel'in adamı’’ olarak seçime girmek durumunda kaldım. Seçilirsem sanki Demirel başbakan olacakmış gibi bir hava estirildi ama, beni tanıyanlar kimsenin kuklası olmayacağımı iyi bilir. Çok yakın arkadaşlarım, mesela Necmettin Cevheri aleyhime çalıştı, belki de eşit sıradan öne çıkmamı istemedi. Cavit Çağlar da kendini tatmin etmek için ‘‘Kasıma kadar İsmet ağabey, sonra ben’’ dedi. Sonradan tespit ettim ki, dönemimde beli kırılan PKK'nın başı Apo, bizim Doğu ve Güneydoğu milletvekillerine ‘‘Bu adam bizim neslimizi kurutuyor, ona oy vermeyin’’ diye haber salmış. Sözün kısası, Süleyman beyin güvenini kaybedenler, Cindoruk'un yardımıyla Çiller'i seçti. Oylama başlamadan yanımda oturan Çiller'e ‘‘Kazanırsanız yanınızdayım’’ dedim. Tansu hanım eşimin elleri tutup ‘‘Saadet hanımefendi, bu seçimi nasıl olsa İsmet ağabey kazanır, beni unutmayın, ben kazanırsam da bu değişmeyecek’’ dedi. Seçimini kaybedeceğimi asla beklemiyordum, çünkü kongrede özverinin, vefanın, dostluğun, kadirbilirliğin egemen olacağına inanmıştım. Kişisel menfaatlerin oyları böylesine yönlendireceğini tahmin edemezdim. Kaybettiğim için üzüldüm, ama yıkılmadım, çünkü ben her şeye sıfırdan başlayabilen bir insanım, geçmişim ortada. Sayın Çiller'i genel başkanımız, başbakanımız olarak kabul edip örnek bir milletvekili olmaya çalıştım. Tansu Hanım birkaç kere de bakanlık teklif etti, kabul etmedim.

Tansu Çiller, servetinin meşruiyetini kanıtlayamadı

- Çiller Başbakan olduktan sonra eşi devreye girdi, ülkeyi sevgili Özer'le birlikte idare etmeye başladılar. Her şeyin Özer Bey'e sorulur, danışılır ve ondan sorulur hale geldi. Bizim ne çileler, ne emeklerle kurduğumuz kitle partisi, oldu şahıs partisi. Sayın Çiller, bunların yanı sıra gayrımeşru olduğu iddia edilen servetinin meşruiyetini kanıtlayamadı. Örtülü ödenekle ilgili olaylar gün ışığına çıkamadı, verecek cevap bulamadı. Bütün bunlar yetmezmiş gibi, daha önce ‘‘Apo'dan, afyon kaçakçısından daha tehlikeli, bana oy verirseniz sizi bu beladan kurtaracağım’’ dediği Erbakan'la hükümet kurdu. Yüzde 20'lik oy alan bir zihniyet Tansu Hanım sayesinde devlete egemen oldu, ülkeyi 28 Şubat'lara sürükledi. Bu demokratik laik düzene, Atatürk devrimlerine ve cumhuriyetin temel ilkelerine açık bir saldırıydı. Siyasal ahlak eski önemini, anlamını yitirdi, demokrasi araç oldu. Kendimize olan saygımızı yitirmemek için DYP'den ayrıldık ve böylece DTP kuruldu.

Çillerler'in aile partisi

- Tansu Çiller'in genel başkan seçilmesinden sonra benim de kurucusu olduğum Doğru Yol Partisi, büyük bir hızla aile şirketi haline dönüşmeye başladı. Demokrat Parti'den bugüne kadarki yarım yüzyıllık siyasi geçmişimde görmediğim olaylara şahit oldum. İl, ilçe teşkilatları fesih edildi, lider sultası başladı ve parti içi demokrasi kalmadı. Demirel zamanında bundan bin misli iç demokrasi vardı. Türkiye'de hiçbir siyasi partide iç demokrasi olmadığı için kuvvetler ayrılığı ilkesi çalışmıyor. Lider ve genel merkez sultasıyla yürütmeyi ele geçiren güç, yargı erkini de etkiliyor. Çiller'in hükümet etme tarzıyla benim tarzım uyuşmadı.

Bayar, DYP ittifakına karşıydı

- Mehmet Ali Bayar'ın benim gibi DYP'yle işbirliği yapmaya karşı olduğunu çok kesin biliyorum. DTP Genel İdare Kurulu'nun en son toplantısında 28 arkadaşımız DYP ile ittifak yapmak lehinde oy kullanmış, bir arkadaşımız çekinser kalmış, ötekiler ise reddetmiş. Genel başkan ben olsaydım, DYP'den istifa etmemi gerektiren birtakım nedenler ortadan kalkmadan böyle bir ittifaka girmem asla mümkün değildi.

- - - - - - - -

Farklı bir kaynaktan derlenen biyografisi:

1928’de Aydın’da doğdu. Ailenin en büyük çocuğu olan İsmet Sezgin’in 2 erkek, 6 kız kardeşi bulunmaktadır. İlk, orta ve lise eğitimini yaptıktan sonra, bugünkü Ticari İlimler Akademisi'nin karşılığı olan İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’na girdi ve 1950 yılında mezun oldu. Sezgin, öğrencilik yıllarında atletizmle uğraştı. Talebe Cemiyeti başkanlığı yaptı ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu’nun aktif bir üyesi oldu.

İsmet Sezgin, eğitimini takiben Denizli’de Emlak Kredi Bankası şubesinde görev aldı. 1951 yılında lise matematik öğretmeni Saadet Hanımla evlendi. Politikayla ilgisi, Denizli’de bulunduğu süre içinde ve fiilen 1952 yılında başladı. 1955 yılına kadar Denizli’de DP İl idare Kurulu’nda çalıştı. 1955 yılında Aydın’dan Belediye Başkanı seçilen İsmet Sezgin, 1960 yılına kadar sürdürdüğü bu görevinden, 27 Mayıs 1960 İhtilali’nde tutuklanarak ayrıldı. Tutukluluk süresinin sonunda, siyasi partilerin faaliyetlerine izin verildiğinden Aydın’da AP’yi kurdu. 1961 yılında yapılan milletvekili seçimleriyle Aydın milletvekili oldu.

1968 yılında önce Fransa’da başlayan, daha sonra diğer ülkeleri de etkileyen gençlik hareketleri, kısa sürede Türkiye’de de mitingler, protesto gösterileri ile kendini hissettirdi. Ülkemizde de gençliğin sorunları Milli Eğitim bünyesinde kapsanamaz bir duruma gelince, Gençlik ve Spor Bakanlığı adı altında bir bakanlık kuruldu ve 1968 yılında bu bakanlığa İsmet Sezgin getirildi. Bu görevden 12 Mart 1971 askeri muhtırasıyla ayrıldı.

1991’de kurulan 49. Demirel Hükümetinde İçişleri Bakanı olarak görev aldı.

İsmet Sezgin Fransızca bilmekte olup, Seynan Levent, Ayşe Sezgin adlarında iki kızı ve Efe Levent, Hazel Levent adlarında iki torunu bulunmaktadır.

Önceki
Önceki Konu:
Erdoğan Merçil
Sonraki
Sonraki Konu:
Ali Sevim

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Adınız:
Mesajınız:
 
Son Ziyaretler:
© 2015 Bilgiler
Coğrafya