Emır - Bilgiler
11/01/2014 3:00
emir sâhibi, başkan. Eskiden İslâm memleketlerinde devlet başkanı, vâli ve yüksek rütbeli subaylara verilen isim. Emîrler bulundukları yerlerde dînî, idârî, askerî ve mâlî hizmetleri görürlerdi.

İslâmiyet; Müslümanların işlerinin görülmesi, içte ve dışta emniyet ve güvenlerinin sağlanması, aralarındaki anlaşmazlıkların giderilmesi gibi pek çok meselelerini halledecek birini kendilerine başkan seçmelerine ehemmiyet vermiştir. Hattâ yola çıkan birkaç kişinin aralarından birinin başkan olması sünnettir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; “Üç kişi yola çıkdıklarında, birini kendilerine başkan yapsınlar.” buyurmuştur.

Emîr ünvânı, İslâm târihinde Hulefâ-i Râşidîn (dört halîfe devrinden) îtibâren kullanılır. En yüksek rütbeli emîr, devlet başkanı olan halîfe idi. Ona “Emîr-ül-Mü’minîn” de denirdi. Devlet başkanından başka emirlere vazîfelerine göre ünvân verilirdi. Meselâ, ordu kumandanına “emîr-ül-ceyş”, “emîr-ül-ümerâ” hac kafîlesinin başında bulunana“emîr-ül-hac” adı verilirdi. Husûsî olarak, hazret-i Aliye de “Emîr” denirdi. Ayrıca fethedilen yerlere tâyin edilen vâliler de emîr ünvânını taşırlardı. Emirler bulundukları bölgelerdeki dînî, idârî, askerî ve mâlî hizmetleri yürütürlerdi. Emevîlerin ilk devirlerinde bu durum aynen devâm etti. Daha sonra, bu bölgelere halîfeler tarafından, zekât, harac, cizye toplamakla vazîfeli olan ve âmil denilen memurlar gönderilince, emirlerin yetkileri sınırlandırıldı. Abbâsîler devrinde de devâm eden emîrlik, kısmen değişikliğe uğradı. Emîrlerin bulundukları bölgelerdeki işleri ve idâreleri hakkında bilgi toplayan ve “ashâb-ül-berîd” denilen bir vazîfe teşkil edildi. Bundan başka, emîrlerin yanında mâlî işlerden sorumlu âmiller tâyin edildi. Yine emîrler dâhil memurların yaptıkları haksızlıkları araştırmakla vazifeli “sâhibunnazar fi’l-mezâlim” adında bir devlet dâiresi daha kuruldu. Abbâsîlerin son zamanlarında halîfe tarafından tâyin edilen emîrler, vergi vermeleri şartıyla, kendi bölgelerinde (eyâletlerinde) tam yetkiye sâhib oldular. Bu emîrler, zamanla hânedânlar kurdular. Tâhirîler ve Ağlebîler böyledir. Bunlardan başka, Gazneliler ve Saffârîlerde olduğu gibi, emîrlerin kuvvet kullanmasıyla da devletler kurulmuştur.

Endülüs Emevî hükümdârları, Üçüncü Abdurrahmân’a kadar emîr ünvânını almışlardır. Büyük Selçuklularda devlet adamları ve vazîfelilerine de emîr denildi. Vezire, “emîr-i büzürg” (büyük emîr), sancakdâra “emîr-i âlem”, esvabçıbaşına; “emîr-i câmehâne” denildi. Ayrıca askerî rütbeler derecelerine göre emîr ünvânı ile zikredilmiştir. İlhanlılarda emîr ünvânı, noyan ile eş mânâlı olup, eyâlet vâlilerinin ünvânı idi. Osmanlı pâdişahları İkinci Mehmed’e kadar ve fetret devrinde şehzâdeler bu ünvânı benimsedi. Fakat bu ünvânı Yıldırım Bâyezîd’in oğlu Süleymân Çelebi, Emîr Süleymân diye doğrudan kullanmıştır. Anadolu beyliklerinde ve zamanla Osmanlılarda emîrin yerini “bey” aldı. Emîr-ul-umerâ karşılığı olarak da “beylerbeyi” kullanıldı. Fakat Mekke vâlilerine “emîr-i Mekke” daha sonra, Buhârâ ve Afganistan gibi müstakil küçük devletlerin başkanlarına da emîr dendi. Günümüzde ise, Birleşik Arap Emirliklerinin başında bulunanlara “şeyh” denmektedir.

Önceki
Önceki Konu:
Kaşağı
Sonraki
Sonraki Konu:
Marmara Denizi

Yapılan Yorumlar

Henüz kimse yorum yapmamış.

Bu sayfada yer alan bilgilerle ilgili sorularınızı sorabilir, eleştiri ve önerilerde bulunabilirsiniz. Yeni bilgiler ekleyerek sayfanın gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

Yorum Yapın

Güvenlik Kodu